Yazar: avadilyaman

  • SGK hizmetlerinin bildirildiği dönemin savunma ve yaşamın olağan akışı ile çelişmesi

    Özet: Davacı, 23.06.2009 günlü açıklama dilekçesinde ve 05.04.2010 günü mahallinde yapılan keşifteki beyanında; davalıya ait Bahçe Keyfi isimli içkili lokantada çalışmasının bulunmadığını, lokantanın bitişiğindeki tarla ve bahçede ziraat işleriyle uğraştığını ve bu bağlamda meyve ağaçlarının dikim ve bakımını geceleri de lokanta ve evlerinin bekçiliğini yaptığını, davalıya ait ahırda bulunan ineklerin bakımı ile ilgilenip sağdığı sütleri davalıya götürdüğünü beyan etmekte olup, davacıya ait, başka işyerlerinden Kuruma bildirilen hizmetlere ilişkin sigortalının imzasını havi fotoğraflı işe giriş bildirgesinin SGK özlük dosyasında bulunduğu halde, davacının oğlu olduğu anlaşılan Alper Eral’a ait 1022526 sayılı lokanta işyerinden 10.07.2000-03.01.2001 tarihleri arasında gerçekleştiği savunulup bozmadan sonra ortaya çıktığı ileri sürülen 175 günlük bildirimin adı geçen işverenin tek taraflı iradesiyle Kuruma verilmesinin, davacının; lokantada çalışmasının bulunmadığı, lokantanın bitişiğindeki tarla ve bahçede ziraat işleriyle uğraştığına dair savunmasıyla ve tanık anlatımlarıyla çeliştiği, keza mülkiyeti davalıya ait lokantanın işletmesinin vasıfsız işçi niteliğindeki davacı ile yürütülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu dikkate alındığında 506 sayılı Kanunun 2, 5510 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca sigortalıların bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılmasının mümkün bulunduğu da gözetilerek dava dışı AlperEral’a ait 1022526 sayılı lokanta işyerinden 10.07.200003.01.2001 tarihleri arasındaki 175 günlük bildirim dışlanılarak, ilk bozma kararı ve usuli kazanılmış hak durumu gözetilerek 02.02.1996-10.06.2008 tarihleri arasındaki dönem yönünden davanın kısmenkabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir

    • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 86:Prim belgeleri ve işyeri kayıtları

    Yargıtay 10. Hukuk Dairesi   15.04.2014 Tarih  2014/5755  Esas, 2015/8746 Karar (daha&helliip;)

  • SGK rücu alacağında dikkate alınması gereken gelirin ilk peşin sermaye değeri olduğu

    Özet: Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefıyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkı, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olup, Kurum alacağının belirlenmesinde dikkate alınması gereken, gelirin ilk peşin sermaye değeridir.

    • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 21: Madde 21 İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu
    • 506 sayılı mülga SSK madde  26 : Halefiyet

    Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Esas No. 2014/9645 Karar No. 2015/8486 Tarihi: 04.05.2015 (daha&helliip;)

  • Zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmişse ücret koşulu gerçekleşmesede sigortalılık statüsünün doğacağı

    Özet: 506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bu husus, anılan Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2. maddeleri hükmünde açıkça görülmektedir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (506 SK. m. 6). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır. Bir diğer düzenleme olan 506 sayılı Kanunun 78/2. maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir.

    T.C. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi  30.01.2015 Tarih, 2014/26435  Esas 2015/1649 Karar (daha&helliip;)

  • Şirket üst düzey yöneticisinin SGK prim borçlarından sorumluluğu

    Özet: 01.10.2008 tarihine kadarki prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için, işveren kamu kurum ve kuruluşu ise, kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması, tüzel kişiliğe haiz diğer işyerlerinde ise üst düzey yönetici ya da yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gerekir. 01.10.2008 tarihinden sonra ise, şirket yönetim Kurulu üyesi olması yeterli görülmüştür

    • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 88: Primlerin ödenmesi

    T.C. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi  23.03.2015 Tarih,  2015/2568 Esas  2015/5319 Karar (daha&helliip;)

  • Vakıf Üniversitelerinde yardımcı doçentle belirli süreli iş sözleşmesi yapma zorunluluğu olmadığı-Belirsiz süreli iş sözleşmesi

    Özet: 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 23’üncü maddesinin birinci fırkasında; “bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır” kuralı öngörülmüş; aynı maddenin ikinci fıkrasında, yardımcı doçentlerin bir üniversitede her seferinde ikişer veya üçer yıllık süreler için en çok 12 yıla kadar atanabilecekleri, her atama süresi sonunda görevin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Kanunun daha sonra yürürlüğe giren geçici 47’nci maddesinin ikinci fıkrasında ise yardımcı doçentlik kadrosunda görev yapan öğretim elemanlarının çalışma sürelerindeki sınırlamanın kaldırıldığı belirtilmiştir. Buna göre 2547 sayılı Kanunda yardımcı doçentlerle belirli süreli sözleşme yapılması yolunda bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanunun 23’üncü maddesinde belirtilen ikişer veya üçer yıllık süreler, atama tasarrufu ile ilgili olup, vakıf üniversitelerinde çalışacak yardımcı doçentlerle iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak yapılmasına engel bir durum teşkil etmemektedir. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 9. HD. 23.2.2009 gün ve 2008/12778- 2009/3194 sayılı kararı).
    Somut olayda, taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif bir neden olmayıp sözleşme baştan beri belirsiz süreli kabul edilmelidir. Buna göre belirsiz süreli sözleşmelerde bakiye süre ücreti olmayacağından bu talebin reddi yerine kabulü hatalıdır.

    • 1475 sayılı Bireysel İş Kanunu madde 14 :kıdem tazminatı
    • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 8:  İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi
    • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 11 :Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi
    • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 12: Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayırımın sınırları
    • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 17: süreli fesih (İhbar tazminatı)

    Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2012/7189 Karar No. 2014/11509 Tarihi: 07.04.2014 (daha&helliip;)